home mail us syndication

Archive for Osman Yüksel Serden Geçti

Maldan rütbeden ve “Serden” geçti

Maldan rütbeden ve “Serden” geçti

Bir dönem Antalya milletvekili seçilen Osman Yüksel Serdengeçti AP’de aradığını bulamaz, CKMP’ne katıldığı gün şu konuşmayı yapar:
Aziz kardeşlerim, üç senedir Mecliste bulunuyorum. Gördüğüm manzara kısaca şudur: Bir tarafta her şeye parmak kaldıranlar, diğer tarafta mukaddesata saldıranlar. Biri parmak kaldırıyor, biri parmak sallıyor. Yaranın üzerine parmak basan yok!
İşte biz, bu çatının altında toplananlar, şehadet parmağımızı yaranın üstüne basmalıyız.
Bu yol her kişinin değil, er kişinin yoludur. Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de “İnanıyorsanız mutlaka üstünsünüz” buyuruyor. Biz inanıyoruz. Hiç ölmeyene, bitmeyene, tükenmeyene, ebedi olana inanıyoruz.
Arkadaşlar, Türk Milleti buhranlar, hüsranlar içinde çalkalanıyor ve bir kurtarıcı bekliyor. Malazgirt’ten bu yana kaç nesli harcamışız? Bu topraklar için toprağa düşenlerin çocukları bakımsız, huzursuz, perişan, esamileri bile okunmuyor… Biz bu vatanın sıra dağlarını, uçsuz ovalarını, engin denizlerini bir heyecan tufanı ile yeniden fethedeceğiz. Basü badel mevt! Bugün onların olabilir ama yarınlar bizim olacak!

Para el kiri
Osman Yüksel, “paraya değer ver” der, “ama iyi bir uşak gibi değer ver. Para seni kullanmasın, sen parayı kullan. Lâkin saçıp savurma. Cephede mermisi bitmek üzere olan asker gibi harca. Her attığını hedefe isabet ettirmeye bak! Yeri geldiğinde beş kuruşu bile ‘harcasam mı harcamasam mı’ diye düşüneceksin, yeri geldiğinde de beş milyonu gözü kapalı atacaksın!..”
O, Komünistlere olduğu kadar; hırsızlara, vurgunculara, mütegalibe sınıfına da düşmandır. Aşırı solun Meclisi salladığı yıllarda, (1967) Doğan Avcıoğlu “Yön” dergisinde “Kim gerici?” diye sorar: “Madenlerin millîleştirilmesine karşı koyan, yabancı sermaye avukatı, ‘Kolej’li, şık giyimli beyler mi; yoksa toprak reformunu savunan kravatsız köylü Osman Yüksel mi?”
Osman Bey, protokol adamı olmayı beceremez. Özü sözüne, sözü özüne uygun yaşar.
Evet, halktandır ama “halk çocuğu” lâfından hiç hoşlanmaz. Zengin davetlerinde tedirgin olur, fukara sofralarında rahatlar.

Yörük yavrusu
Maddi destek verdiği fakir talebelerin, harçlıklarını alır almaz lokantalara kurulmalarını ve “pamuklu sigara” tellendirmelerini anlayamaz.
“Benim yanımda okuttuğum bir Mehmetçik bu sene liseyi bitiriyor” diye yazar, “Akseki’nin Çimi köyüne kayıtlı. Akdağ eteklerinde barınan Hacı Ahmatlı Aşiretinden bir çadır çocuğu. Toroslar’da gaz lambası, fener dahi görmeyen delikanlı sadece üç senedir şehirde… Ankara’da kalıvermekle her şeyi değişti. Elbise beğenmez, ayakkabı beğenmez. Hele benim kıyafetimi, yaşayışımı hiç beğenmez.
Efendim, lüks apartmanlarda oturmalıymışım? Koltuklar şöyle olacak, perdeler böyle olacak. Yok, naylon gömlek kuşanmalı, yok sivri burunlu iskarpin almalıymışım? Bir mebusa yakışır mıymış bu hayat!..
Ey Yörük yavrusu diyorum: Donsuz gezdiğin, kıl çadırda yattığın, deve güttüğün günleri ne çabuk unuttun? Kökünden ne de çabuk koptun? Memlekette bu kadar yersiz, yurtsuz, aç, çıplak varken senin arzuladığın gibi keyif sürmemiz reva mı?”

Cennet bedava
Osman Yüksel Serdengeçti nefsi arzuları peşinde koşan kalabalıklara çok yanar. Hususi sohbetlerinde “ne iştir anlayamadım” der, “meyhane parayla, umumhane parayla, kumarhane parayla, gazino, sinema, tiyatro hep parayla. Halbuki camiler bedava, mescidler bedava, türbeler bedava, kütüphaneler bedava, selam, sohbet, muhabbet hepsi bedava. Kısacası cennet bedava talibi yok, cehennem parayla sıraya giriyorlar.”
Rahmetli namaza titizlikle hazırlanır, tekbir aldı mı dünyadan kopar, kimin huzurunda olduğunu bilir, vücudunu ürpertiler sarar.
Selam verdi mi ferahlar, yüzüne tatlı bir sükûnet gelip oturur, vazifesini yapmış insanların huzurunu yaşar.

Hasta yatağında

“Hastalığın neydi” diye soranları “Valla araba markası gibi bir şey, insanın ah benim de bir parkinsonum olsa diyesi geliyor” gibi latifeli cümlelerle geçiştirir, sıkıntı anlatmaktan hoşlanmaz. Derdini de “derdi veren kadar” sever, Allah’ı (Celle Celalüh) “kullara şikayet etmekten” korkar.
Malum parkinsonda eller titrer, parmaklar kontrolden çıkar. Gülerek “ibret alın” der “bir zamanlar dünyayı karıştıran Serdengeçti, çayını bile karıştıramıyor!”
Hastanede ziyaretine gelen Alparslan Türkeş’e “bak senin en sadık adamın benim” diye fısıldar, “Ne vakit ‘Ey Türk titre ve kendine dön’ dedin, o gün bu gündür titriyorum.”
Osman Yüksel bir gece karanlıkta su aranırken düşer, kalçasını kırar. Yatış o yatış bir daha kalkamaz.
10 Kasım 1983 günü Hakk’ın rahmetine kavuşan ünlü yazar Cebeci Asri mezarlığındaki mütevazı kabrinde yatar…

www.dinimekan.com alıntıdır.

YASAL UYARI : Sitemiz içeriğini oluşturan mesajlar ve haberler sitemiz ziyaretçileri tarafından eklenen yazı ve haberleri içermekte olup site yöneticimiz kontrolü ile onaylanmaktadır. Sitemiz şahısların hukuklarına herhangi bir şekilde saldırıyı reddetmekte olup gözden kaçabilecek bu tarz mesajların tarafımıza bildirilmesi rica olunur. Tarafımıza bildirilen mesajlar en geç bir hafta içerisinde sitemizden kaldırılacaktır. İletişim mail adresimiz : azizkose38@gmail.com